ASAGADAKI PISLIKLERE ALDIRMAYIN ,ELIMIZDE DEGIL KUSURA BAKMAYIN

beytul-hadis
Üstad Mahmut esad cosan Hakkinda
dualar ve zikirler 1
dualar ve zikirler 2
gece gündüz okunacak dualar
zikir hadisleri 1
zikir hadisleri 2
bazı bilgiler
yemek dualari
dini hikayeler
şifa Ayetleri
40 HADIS
esma-ul husna
Namaz Hadisleri
Mektubat-ı Rabbani (K.S)
imam-i azam'in tesbih duasi
(sahabeden) hz.cabir (r.a)
şeytanın Hileleri
Kiyamet Suresi
kiyamet ve Hadisler
Kiyamet ile ilgili Ayetler
Kiyametin KÜÇÜK ALÂMETLERi
Hadis şiirleri
CUMA GÜNÜ VE FAZILETI
Deccal ile ilgili Hadisler
KASİDE-İ BÜRDE
╚>BİZLERDEN <╝
ziyaretci defteri
HADIS VE FIKIH
HELAL ILAHILER
ASRI-HATAR(zamanin tehlikesi)
CENNETE HESAPSIZ GIRENLER
Hadis ve Alimleri
Silsile-i-Şerif
Dilin Afetleri (imam-i-suyuti)
Sahabiler ve Hadisler
Kitab'ul Ahlak
Fi Ayet-vel-Hadis-ul-Tefsir (Fatiha ve Bakara)
FIKIH IMAMI
TASSAVVUF IMAMI
HADIS IMAMI
hadis düşmanları
Kardeşlik ve Sohbet Hakları [imam-i-gazali]
ZİKİR DERSİ
dini hikayeler
dini hikayeler



bir adam varmış büyük bir bahçesi varmış bir kaç havuç patates ,tomates,ağaç vs..
yani bu adam her türlü meyve ve sebze dikiyormuş bir gün garip bir şeyler olmus
bahçesindeki meyve ve sebzelerin hepsi yenmiş ve bu adam
bu duruma karşı bir an susmuş ve düşnmüş sonra gülümsemiş(içinden veren ALLAH isterse ALIR deyip) bir daha dikmiş yine o diktiği şeyler yinmiş ve araştırmaya başlamiş bunu kim yiyiyor hayvanlar taşsanlar kuşlar falan yiyormuş neyse,
sonra bir daha susmuş ve yine gülümsemiş ve her seferinde meyve ve sebzeleri yiniyormuş
sonra komşusu bunu gördüğünde bu ne hal sebzelerin yeniyor ve sen hep bir daha ekiyorsun bu hayvanlara
karşı tedbir almıyorsun demiş o adam gülümsemiş ve şu cevabı vermiş :bir fahişe kadın bir köpeğe su içirdi
için cennete girmiş ben ise hayvanlara yemek veriyorum ve umuyorum ki o kadını cennete koyan rabbim
benide bu sebebten dolayi cennetine sokar !






 


Sâlim Şebşîrî
'nin talebelerinden Nûreddîn Ali Şebrâmelîsî isminde bir zât, bir gün İmâm-ı Gazâlî hazretlerinin İhyâ kitâbından gurûr bahsini mütâlaa ediyordu. Orada ilim sâhiplerinden bâzılarının, ilimlerine güvenerek ve ilimlerinin kendilerini kurtaracağını zannederek aldandıklarını, kendini beğenmeye, kibre ve gurûra kapıldıklarını, böylece felâkete sürüklendiklerini okuyunca birden çok duygulandı. Kendisinin de o tehlikelere düşmesinden çok korktu. Şimdiye kadar öğrendiklerim bana yeter düşüncesiyle ilim öğrenmeyi bırakıp, devamlı Kur'ân-ı kerîm okumakla, oruç tutmakla, sırf ibâdet ve tâat yapmakla meşgûl olmaya karar verdi. Artık Sâlim Şebşîrî'den okumayacaktı. Ertesi gün derse gitmeyecekti. Fakat hocası derste göremeyince merak edip sorar veya yanıma gelir diye sırf hatırını gözetmek için derse gitti. Fakat, o günkü dersi mütâlaa etmemişti. Ders esnâsında hep susuyor, derse iştirak etmiyor, hep İhyâ'da okuduğu yeri düşünüyordu.

Ders esnâsında Sâlim Şebşîrî de, onun bu hâlini anlamıştı. Bir ara ona;

"Yâ Ali! Sana ne oldu. Bugün çok suskunsun" dedi.

O da;

"Efendim, bu günkü dersi mütâlaa etmedim" dedi.

Sâlim Şebşîrî onun hâlini kerâmet olarak anladı ve İmâm-ı Gazâlî'nin eserlerini sayarak;

"Yâ Ali! İmâm-ı Gazâlî, Müstesfâ, Vecîz gibi şu şu eserleri telif etmedi mi?" dedi.

Ali Şebrâmelîsî;

"Evet efendim" dedi.

Bunun üzerine sâlim Şebşîrî;

"Anlaşılıyor ki, sen İhyâ'dan Gurûr bahsini okumuşsun ve o sana çok tesir etmiş. İlim ile meşgûl olmamak îcâbetseydi, İmâm-ı Gazâlî hazretleri ilimle bu kadar meşgûl olur ve bu kadar eser yazar mıydı? Sen ilim taleb et! Gücün yettiği kadar Allahü teâlâdan kork. Çeşitli tehlikelere, kibre, gurûra düşmekten O'na sığın. Ümid olunur ki, Allahü teâlâ seni ihlâs sâhibi kullarından eyler" dedi.

Ali Şebrâmelîsî diyor ki: "Hocamın bu sözleri bana çok tesir etti. Ben önceki düşüncelerimden vazgeçtim. İlim öğrenmeye devâm ettim. Vakitlerim hocamdan okuduğum ve okuyacağım dersleri mütâlaa etmekle geçti."



Gavs-ül-Memdûh hazretleri, bir gün dergâhın önünde otururken Abdürrahîm Efendiyi huzûr-ı şerîflerine çağırdı. Şam'a gidip gitmediğini sordu.

O da;
"Gitmedim efendim" deyince;

"Şu tarafa bak bakalım ne göreceksin?" buyurdu.

İşâret ettiği yöne baktığında, yemyeşil bahçeleriyle, Şam'ın karşısında durduğunu hayretle gördü. Şam'ı merakla seyrettiğini gören Gavs-ül-Memdûh;

"Abdürrahîm! Boşi köyü buradan uzakta mıdır görülebilir mi?" buyurunca, rüyâdan uyanır gibi Şam gözlerinden silindi ve hocasına;

"O köy buraya uzaktır, görünmez efendim." diye cevap verdi.

Bunun üzerine;

"Doğu tarafına bak!" buyurdu.

O anda küçük bir tepenin yamacında kurulmuş olan Boşi köyü gözünün önüne geldi. O anda köyün bir kenarında, Gavs-ül-Memdûh'un talebelerinden birkaç tânesi oturmuş sohbet ediyorlardı. Köy bekçisi de yanlarında sırt üstü uzanmış yatıyor, talebelerle alay ediyordu.
Gavs-ül-Memdûh;

"Abdürrahîm! Bekçinin arkadaşlarınla alay ettiğini görüyor musun?" diye sordu.

O da;

"Görüyorum efendim. Eğer müsâade buyurursanız hemen hakkından geleyim." diye sordu.

Hocasının hiç cevap vermemesinden cesâretlenerek ayağını hızla bekçiye doğru salladı. Allahü teâlânın izniyle, ayağı bekçinin tam karnına isâbet etmiş ki, birden karnını tutmaya ve feryâd etmeye başladı. Bir daha vuracaktı, fakat Gavs-ül-Memdûh;

"Yeter yâ Abdürrahîm!" buyurunca, durdu.

Boşi köyü de gözünden kayboldu. Hocasının bu kerâmetlerine hayran kalmıştı.

Aradan on gün geçmişti. Boşi köyünün bekçisi, yüzü sarılı bir hâlde Gavs-ül-Memdûh'un huzûruna çıkarıldı. Ağzı sol kulağına kadar eğilmişti. Eğilen taraf kırış kırış olmuş, diğer tarafı da davul zarı kadar gerginleşmişti. Bu sebeple ne ağladığı ne güldüğü, ne de konuştuğu anlaşılıyordu. Zor konuşabilen bekçi;

"Aman yâ Hocam! Allahü teâlâyı zikreden talebelerinle alay ederken, birisi şiddetle karnıma vurdu. O anda bütün vücûdum hareketsiz kaldı. Ağzım da bu hâle geldi. Bundan böyle hatâmı anladım ve tövbe ettim. Ne olur beni affediniz ve ağzımın eski hâle gelmesi için duâ ediniz." diyerek ağladı.

Gavs-ül-Memdûh onun bu durumuna çok üzüldü. Merhamet edip ellerini kaldırarak duâ etmeye başladı. Sonra mübârek elini bekçinin yüzüne sürdü. O anda bekçinin ağzı, Allahü teâlânın izniyle eski hâline geldi.


herşey kuranda_
bir adam karısını çok seviyordu. bir gün hanımı naz ederek ''ey efendi, gel senden her ne istersem verecegine dairüç talakla yemin et; yoksa senden boşanırım'' der
kocası ise mecburen kabül eder ''ne istersen verecegim der. kadın '2yüce allahın dünyada yarattığı her nimet ve garip şeyi benim önüme hazır etmeni istiyorum der. zavallı adam bu arzuyu yerine getirmekten aciz kalır.
nihayet samimiyetle kalkıp mevlanaya gelir.macerayı anlatır. mevlana, 'git allah'ın kitabı kuran-ı al ve onu mendiline sarıp eşinin etegine koy; çünkü böylece dünyada ki yaş ve kuru nimetleri onun önüne koymuş ve dünyanın garip şeylerini onun önünde hazır etmiş olursun. zira 'yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki (bu) kitapta bulunmasın'(en'am 5/59)buyrulmuştur. böylece asla talak ve ayrılık vaki olmaz, dedi ve adamı boşanmaktan kurtardı.

 


 

 

Yollari oldukca uzunmus, yokus yukari,gidiyorlarmis, gunes yakiciymis, ter icinde kalmislar, susamislar. Bir donemecin ardinda harika bir mermer kapi gormusler; kapi, ortasinda bir cesme bulunan altin doseli bir meydana aciliyormus, cesmeden berrak bir su akiyormus. Yolcu kapidaki bekciye donmus.
'Iyi gunler.'
'Iyi gunler,' diye yanit vermis bekci.
'Burasi harika bir yer, adi ne?'
'Burasi cennet.'
'Ne iyi, cennete gelmisiz, cunku cok susadik.'
'Iceri girip dilediginiz kadar su icebilirsiniz', demis bekci ve eliyle cesmeyi gostermis.
'Atimla kopegim de susadilar.'
'Kusura bakmayin,' demis bekci.
'Buraya hayvanlar giremez.'
Yolcu cok uzulmus, cok susamismis, ama suyu tek basina icmek istemiyormus.
Bekciye tesekkur edip yoluna devam etmis. Epeyce bir sure yamac yukari
gittikten sonra eski gorunumlu kucuk bir kapiya varmislar, kapi iki yani
agaclikli toprak bir yola aciliyormus. Agaclardan birinin altinda, sapkasini alnina indirmis, uyur gibi yatan bir adam varmis.
'Iyi gunler,' demis yolcu
Adam basini sallamis.
'Atim, kopegim ve ben cok susadik.'
'Surada taslarin arasinda bir pinar var,' diyen adam eliyle orayi isaret etmis.
'Istediginiz kadar su icebilirsiniz.'
Yolcu, ati ve kopegi pinara gidip susuzluklarini gidermisler. Yolcu bekciye tesekkur etmis.
'Istediginiz zaman yine gelebilirsiniz,' demis bekci.
'Buranin adi ne?'
'Cennet.'
'Cennet mi? Ama mermer kapidaki bekci bana orasinin cennet oldugunu soyledi.'
'Orasi cennet degil cehennemdi.'
Yolcunun akli karismis 'Sizin adinizi kullanmalarina niye izin veriyorsunuz? Yanlis bilgi vermeleri buyuk karisikliga neden olur!'
'Hic de degil. Aslinda onlar bize buyuk bir iyilikte bulunuyorlar. En iyi
dostlarina sirt cevirenlerin hepsi orada kaliyor cunku!

 

 

 


hadislerin önemi

 
 

günümüzde hadislere önem verilmiyor ,halbuki hadislerde binlerce hazine vardır ,hadislerde ilim vardır
hadisleri hafife almamak gerek ve her zaman bir hadisi ba
şkasına aktarmak lazımdır.
çünkü bunu yapmak peygamber efendimizin emridir (s.a.v) hadisler peygamer efendimizin sözleridir.
hadis dinlemek peygamberimizin 1400 yıl önce s
öylediği kelimeleri dinlemekdir
hadislerle bilmediğiniz pek çok
şeyler vardır bunların sayesinde imanınızı güçlendirirsiniz.
hadisler sayesinde cahil kalmazsınz hadislere görede ya
şamakda vardır.
çünkü hadisler aklınıza gelmediği
şeylerden bahseder, bundan sonra hadislere çok önem verin 
  okuyun ö
ğrenin ve öğretin
allah tum müslümanların kalplerine ilim isteği,sevdası aktarın.....amin....amin...amin


Aujourd'hui sont déjà 5 ziyaretçi (8 klik) Ici!